Çatlak ailelerde bir evlat çıkar, kendini hakikate adar ve hakikati ararken yitip gider. Emil Cioran
Hayatımızın her döneminde elbette aktör biziz; ancak senaristi çoğu kez maalesef biz değiliz. Genelde senaryo bizim dışımızda ki unsurlar tarafından yazılır. Hayatımıza uzun yıllar yön verir, kimimiz hiç fark etmezken, bazılarımız tarafından da fark edilene kadar sürer. Bu durumu fark etmeyen mutlular ve fark etmeyen mutsuzlar; birde fark eden mutlular ve fark eden mutsuzlar. Bu unsurlar aile, çocukluk dönemi, çevre, toplum, eğitim sistemi, kültür, din, kapitalizm, medya, sosyal medya vs. ama özellikle 0-7 yaş dönemi. Elbette detaylı, birçok yönü olan bir konu, bu yazıyı ağırlıklı olarak bu senaristin farkında olan mutsuzlar açısından değerlendirdim. Hayatımızın senaristi olmadığımızın farkına vardığımızda mutsuzluğumuzun nedenini de bir parça fark ederiz. Artık mutsuzuz çünkü:
– Olduğumuz ben ile olmak istediğimiz ben, sahip olduğumuz ile olmak istediklerimiz; kısaca gerçeğimiz ile isteklerimiz arasında sürekli bir çatışma söz konusu. Böylece ruhumuz ile senaristin dayatması arasında sıkışıp kalıyoruz. Dışsal ve içsel olma arasında bir çatışma, sıkışmışlık hissi…
– Aynaya baktığımızda(gerçek ayna olabilir, toplum, çevre, ailenin yansıması olabilir) gerçek benin algıladığı ile senaristin dayattığı görüntü arasında bir çatışma söz konusu; idealize edilmeye çalışılan ben ile gerçek ben karşı karşıya. Sonuçta birbiri ile çatışan üç boyutlu yaşam süreriz. Gerçek ben, olduğumu sandığım ben, olmak istediğim ben.
– Aynı senarist hangi eğitimi alacağımıza, hangi mesleği seçeceğimize, nasıl yaşayacağımıza, ne giyip ne yiyeceğimize, nasıl görüneceğimize kadar karar vericidir. İçsel değiliz artık, dışsal olmuş ve ruhumuza eşlik etmiyoruz. Bu durum en çok kendisini iki önemli yaşamsal mutluluk ve başarıda kendini gösterir. Eş ve iş seçimi. Ve maalesef bu seçimler yeterince ben, yetişkin olmadan verilen kararlar ile olur, yani senarist etkili kararlar… Hangi eğitimin alınacağında ilgi ve yetenek etkili olmaz. Yarış atı pozisyonunda senariste en uygun bir eğitim yolculuğu hakim gelir. Sonuç mu? Türkiye de çalışma hayatında olanların en az %50 si aldığı eğitimin dışında bir iş yapmakta. Eş seçimi ise biraz hormonlar daha çok da yine senaristin beklentilerine göre olur. Ne oluyor peki ilerleyen yaşlarda, yetişkin ve farkındalığın olduğu dönemde; mutsuz bir iş ve aile hayatı… O halde her ne kadar yaşamın ilk dönmelerinde hakim karar verici senarist olsa bile artık yetişkin olma, ben olma zamanı gelmeli, dışsal olmak tan içsel olmaya geçebilmeli, ben kimim, ne istiyorum sorularına uygun bir yaşam sürülebilir, ruh ile bütünleşik, kendi yaşamımıza dair farkındalığımız ile senarist de aktör de kendimiz olmalıyız. Peki nasıl; işte bazıları… – Yetişkin bir birey olmanın hakkını vererek, aklını kullanarak, bilimsel metodolojiyi takip ederek
– Kendimiz ile ilişki kurarak, mevcut koşullarımızı, varlığımızı kabullenerek, kendimiz ile barışık yaşayarak, şükrederek
– Yaşamın savaş kaç döngüsüne daha az maruz kalarak; yaşa, kabullen, içinden geç ile dengeleyerek
– Kendinizi sürekli olarak hey ben buradayım, beni görün, onaylayın, beğenin(like yapıın), sevin modundan çıkararak
– Sürekli olarak statü, kazanç peşinden koşarak kısıtlı yaşamsal zamanı heba etmeyerek
– El iyisi ev delisi olmayı bırakarak; yaşamsal önem önceliklerinizin ilişkiniz, aileniz olduğu bilinci ile…
En büyük cesaret ve özgürlük, hayatı kendimiz gibi, olduğumuz gibi yaşayabilmek.
Hayatınızın özellikle yetişkin döneminde, ikinci yarısında senaristi ve aktörü de sizin kendinizin olmasını dilerim…





