Her daim kendin ol Sen seni anlayana mucizesin Cemal Süreya
Ta çocukluk döneminde ekilir sevilme tohumları insanın ruhuna… Öğretildiği şekilde sürdürüyoruz, o yanlışla başladığımız hayatı; ömür boyu, sevilmek, onaylanmak üzere koca bir yaşamı… Böylece ruhsal duygusal olarak var olabilmek; başkasına, başka unsurlara bağlanarak, içsel olmanın önüne geçilmiş olunuyor. Dışsal bir yaşam sürecine doğru evriliyoruz, başkasının tutumuna, tavrını yönetemeyeceğimiz bir duruma… Oysa ruhsal, duygusal mutluluğa giden yol dışsal değil içsel olmaktan geçer. Bütün hayatımızı başkaları tarafından beğenilmek, sevilmek, onaylanmak, hey bende varım buradayım, beni görün, like yapın çabası ile heba ederek mutluluğu arıyoruz. Sahte maskeler takınarak, mış gibi davranarak güzel görünme, statü edinme, daha fazla para, çabasıyla mutsuz yaşamlara boyun eğiyoruz. Sonuçta içimizden geldiği gibi, istediğimiz hayatı yaşama şansını kaçırıyoruz. Bana göre en büyük özgürlüktür, başkaları tarafından sevilme çabası olmadan yaşamak. Belki de hiç sormuyoruz o meşhur sözü; ben kimim, ne istiyorum… Belirli bir yaşa kadar 0-7 yaş etkisi, aile, toplum-eğitim etkisi, kapitalist düzenin, sosyal medya baskısının etkileri olabilir. Ancak yetişkinlikle birlikte içsel kökenli, dış etkilerden bağımsız aklına, kalbine, ruhuna uygun öz benliğin, öz sevginin, özsaygının inşa edilmesi kaçınılmazdır. Tabii ki evrensel etik değerleri göz ardı etmeden, sevilme kaygısı olmadan sevme cesareti göstermek büyük kazanımıdır, mutlu yaşam yolunda, sahip olmadıklarına değil, sahip olduklarına şükrederek… Ruh sevilmekten değil sevmekten beslenir. Seven, sevmeyi bilen buna cesaret eden elbette kendisi gibi sevme cesareti olanlar ile karşılaşacaktır. Böylece insan olmanın önemli ihtiyaçlarından biri olan bağ kurmayı severek sağlamış oluruz. Çünkü kalıcı gerçek bağ kurmanın yolu, samimiyetten, netlikten, doğallıktan, maskesiz, kendin olmaktan geçer. Böylece sevilmeme cesareti gösterildiğinde, seni sen olarak, en doğal halinle gören algılayan, hisseden insanlarla mutlu olma şansı artırılmış olur. En iyi, en sağlıklı, en uzun ilişkiler benzerlerin bir araya gelerek kurduğu ilişkidir, sevilme kaygısı olmadan seven insanların… Çünkü gerçek, maskesiz, doğal, kendilerini idealize etmemiş samimi benler benzerliklerini yakalayabilir gerçek anlamda. Kendi öz benliğini kabul etmemiş ona göre yaşamayan insanlar başkasının öz benliğini zaten kabul edemez. Bir bakıma ilişkiyi altı kişilikten iki kişiye indirgemek kaçınılmaz. Kimler bu altı kişi, ilişkide her birey en az üç hale bürünüyor. Gerçek ben-olduğunu sandığım ben-olmak istediğim idealize ettiğim ben… Sevilme kaygısı olan nasıl davranacaktır, tabii ki idealize ettiği olmak istediği ben olarak var olmaya çalışacaktır… İlişkileri başlatan şey hale etkisi dediğimiz, insanların ilk etapta sergiledikleri, idealize ettikleri yüzleri ise ne olacak? Yine Yahudi bakış açsına göre, ne yaparsan yap, on kişiden biri eleştirirmiş, yedisi nötr duyarsız kalırmış, ikisi de kabul edermiş. Bu durumda hayatı hangi gruba göre sürdürmek lazım.
Ben olarak, sevilmeme ve sevme cesareti göstererek sağlıklı, mutlu bir yaşam dileklerimle…
Aziz Serçe




