İkili ilişkilerde bir kadının ya da erkeğin eş, sevgili ya da partner arayışında çok sık karşılaştığımız iki yanlış kalıp söz konusudur. Bir tanesi öteki yarımı arıyorum; diğeri ise zıt kutuplar, biri birini çeker yanılgısı… Önce ikisini ayrı ayrı değerlendirip biri birbiriyle olan bağlantılarına göz atalım. Önce öteki yarımı arıyorum konusu.
İlişkide öteki yarısını arama çabası, isteği beyhude bir çabadan öte bir şey değildir. Olsa olsa mitolojide geçen Hermaphrodit hikayesinin etkisidir, böyle bir düşünce. Tabiri caizse; erkekleri armut, kadınları elma gibi düşünecek olursak; kadın ve erkeğin genetik yapısı, zihinsel, bedensel, ruhsal, beyinsel vs. yapısı tamamen olmasa bile büyük ölçüde farklıdır. Ayrıca buna ilaveten her iki cinsin yetiştirilme tarzı, yüklenen anlamlar, beklentiler ve görevler bile farklıdır. Bu anlamda iki farklı yarım yapının birbirini tamamlamasını bekleyemeyiz. Yani yarım elmayı tamamlayacak olan diğer yarım armut olamaz. Buna rağmen çok sık duyarız, öteki yarımı arıyorum kalıp yaklaşımını. Baştan söyleyeyim boşuna aramayın, bulamayacaksınız. Kaldı ki her bir birey kadın ya da erkek diye ayırmadan bile, zaten başlı başına kendine özgü bir yapıya sahiptir. Çözüm ne peki? Öncelikle cinsiyet ayrımı yapılmaksızın her bir bireyin tam ve bütün olması gerekiyor. Tam ve bütün olmadan bir ilişkide mutlu ve başarılı olma şansımız yoktur. Elbette her insanın güçlü ve zayıf yönleri olabilir, bu gayet doğal. İlişkiyi güçlendirecek şey ise her insanın güçlü yanları ile katkı sağlayabileceği gerçeğidir. Böylece öteki yarımı tamamlamaktan öte bir sinerji yaratılabilir. Zaten iki ayrı olan sen ve benden yeni bir yapı olan bizi yaratma söz konusudur. Buda iki tam ve bütün bireyin bir araya gelmesi ile mümkündür.
Diğer yanılgı ise zıt kutuplar meselesi; öncelikle söylemek gerekirse düşünülenin aksine sağlıklı ilişkiler, değerler, kültür, eğitim, gelir, kişilik vs. gibi özelliklerin yakın, paralel, benzer olmasına ve hedefi, beklentileri aynı olanların bir araya gelmesi ile mümkündür. Zıt kutuptan bahsedilen şeyden neyin kastedildiği netleştirilmeli. Cinsel yapıyı oluşturan biyolojik açıdan mı, yoksa kültürel, yapısal, karakteristik vs. anlamında mı? Bana göre karakter eğitim kültür vs. açısından bir insanın kendisinin tam tersi birisi ile sağlıklı ilişki yürütebilme şansı çok azdır. Bunu başaranların sayısı oldukça azdır. Sanırım zıt kutuptan kastedilen bilinçaltı, içgüdüsel, dürtüsel olgu olup cinsel açıdan değerlendiriliyor. Sanki biyolojik açıdan eril ve dişil zıtlıkların çekimi kastediliyor olabilir. Ruhsal, düşünsel, kültürel vs. zıtlık değil… Zaman zaman az da olsa uzun ömürlü olmamasına rağmen kastedilen şey bu olabilir.
Esasında eril ve dişil formumuzu belirleyen şey ise daha anne karnında başlayan, testosteron veya östrojen hormonlarının hangisinin baskın olduğu ve buna bağlı gelişen cinsiyetin belirlendiği dönemde başlar dişil ya da eril yolculuğumuz. Bu hormonların etkisi, doğumdan sonra da erken yaşlarda yoğunluğunu arttırarak yaşamda ki dişil ya da eril formumuzu tamamlamamıza katkı sağlar. Ağırlıklı olarak kadının yüksek oranda östrojen, düşük oranda ise testosterona sahip iken; erkeğin ise tam tersi olarak yüksek oranda testosteron, düşük oranda östrojene sahiptir. Bütün bunların sonucu dünyaya kadın ya da erkek olarak gelmemizi belirler. Dünyaya gelişimizden itibaren bu biyolojik yapıya uygun bir nevi dişil-eril formatlanma ile hayattaki rolümüz belirlenir. Her bir birey ağırlıklı olarak sahip olduğu ve eksikliğini çektiği diğer hormonal yapıya ve bu yapıya dayalı gelişen, sahip olmadığı diğer sosyal, ruhsal ve kültürel yapıya meyleder.
Bu anlamda her bir cins kendisinde eksik olan hormona ve buna dayalı sahip olunmayana yönelmektedir. Böylece cinsel çekim oluşmaktadır. Anlaşılacağı üzere her bir cins cinsel olarak kendisinde eksik olan diğer hormona yönelme güdüsüne sahiptir. Bir nevi eksik olan diğer hormonu tamamlama çabası içgüdüsel anlamda…
Buradan anlaşılacağı üzere öteki eksikliğini hormonal açıdan tamamlama çabası ile ilişkide ki öteki yarıyı arama çabası bir birine karıştırılmamalıdır. Çok iyi bir (cinsel kökenli) dişil eril çekimi çok iyi bir ilişkiyi sağlamaz. İkisi farklı şeylerdir. Ve üzülerek söylemek gerekirse başlangıçlar büyük oranda bu çekimle başlar ve zaman içinde diğer unsurlar eşlik etmediği için de ilişki devam etmez ya da sancılı devam eder.
O halde; kaliteli, mutlu, başarılı bir ilişki yaşamak isteyen herkesin; öncelikle tam ve bütün bir birey olması, bir ilişkide ne beklediğini, kendisini nelerin mutlu edeceğini, ne yaşamak istediğini bilmesi ve bunlara benzer bir yapıya sahip diğer bireylerden cinsel çekimin de eşlik edeceği (yani cinsel anlamda zıt kutup) bir insanla bir ilişki yaşamayı hedeflemelidir.
“Davul bile dengi dengine çalar” atasözü ile bitirelim.
Aziz Serçe
Eğitimci & Koç





